Mardin Bienali: Kadim Kültürlerin İzinde Sanat Yolculuğu

Mardin Bienali: Kadim Kültürlerin İzinde Sanat Yolculuğu

24 Mayıs 2026 tarihinde Mardin’de gerçekleştirilen yedinci edisyonu ile Mardin Bienali, sanatseverler ve Mardin halkı ile buluştu. Mardin Sinema Derneği’nin ev sahipliğinde, Döne Otyam ve Hakan Irmak’ın yönetiminde düzenlenen bienal, 15 Mayıs itibarıyla ziyaretçilere kapılarını açtı. Bu yılki etkinlik, “GÖKzemin” teması altında, küratör Çelenk Bafra’nın rehberliğinde gerçekleştiriliyor. Önceki edisyonlarda genellikle Yukarı Mardin’e odaklanan bienal, bu sefer kentin simgesel noktalarına da yayılmış durumda. Deyrulzafaran Manastırı, Dara Antik Kenti ve Kızıltepe Ateş Beyler Hamamı, bu yılki rota üzerinde yer alıyor. Ayrıca, Sabancı Mardin Kent Müzesi, Kervansaray ve Marangozlar Kahvesi gibi diğer önemli mekânlar da bienalin bir parçası.

Mardin’in zengin Mezopotamya coğrafyası, bienalin ilham kaynaklarından biri olarak karşımıza çıkıyor. Bu yılki etkinlikte, kuşların sembolik anlamı öne çıkıyor; bienal, Aristophanes’in “Kuşlar”ı ve Ferîdüddîn Attâr’ın “Mantıku’t-Tayr” adlı eserlerinden esinleniyor. Deyrulzafaran Manastırı, tarihsel derinliği ve sade duruşuyla bienalin merkezi konumunda. Manastırın girişinde, Vahap Avşar’ın Buhara’daki zanaatkârlar ve arıcılarla yaptığı işlere yer veriliyor. Burada, Mardin’in kuşlarına arılar da eşlik ediyor. Yıkılmış evlerin ahşap parçaları ve kar leoparı formundaki arı kovanları, hayatta kalma mücadelesinin bir simgesi olarak dikkat çekiyor. Deyrulzafaran’da sergilenen işler, büyük ölçüde Attar’a referans veren eserlerden oluşuyor. Atinalı sanatçı Maro Michalakakos’un Attar’ın kuşlarıyla ilgili yedi çuvaldız formu ve Canan Dağdeviren’in Selçuklu kubbelerinin tarihsel formunu yansıtan çalışmaları bu bağlamda öne çıkıyor. Pelin Kırca, “Aysız Bir Gece” adlı eserinde, yine Mantıku’t-Tayr’dan esinlenerek süreklilik hissini ön plana çıkarıyor.

Dara Antik Kenti, bienalin en etkileyici mekanlarından biri olarak dikkat çekiyor. Uçsuz bucaksız gökyüzü ile yerin metrelerce altına uzanan bu antik kentte, hem zindanda hem de agorada sanat eserleri sergileniyor. Zindan, Alper Aydın ve Selçuk Artut’un işbirliğiyle ortaya çıkan eserlerle zenginleşiyor. Alper Aydın, “Sistem Hatası, Güncelleyiniz” başlıklı dev heykeli ile günümüzün sıkışmışlık hissine atıfta bulunurken, Selçuk Artut da bu mistik anlatıya ses veriyor. Zindanın akustik yapısı, izleyicilere geçmişin izlerini dinletiyor.

Mardin Kent Müzesi’ndeki sanatçılar, Mardin’den dünya meselelerine bakıyor. Micheal Rakowitz, Irak Ulusal Müzesi’nden çalınan eserleri yeniden üreterek coğrafyanın sorunlarını gündeme getirirken, İrem Tok, Nusaybin Okulu’ndan yola çıkarak kaybolmuş bir yapının varlığını sorguluyor. Döne Otyam, “Bu bienali birlikte yapıyoruz” vurgusunu yineleyerek kolektif üretim fikrini ön plana çıkarıyor. Mardin Bienali, bu anlayışıyla özel bir yer ediniyor. “GÖKzemin”, sadece çağdaş sanatın buluşma noktası değil, aynı zamanda bireysel hafızanın toplumsal bellekle nasıl iç içe geçtiğini hatırlatan bir çağrı niteliğinde. Mardin’in taş sokaklarında dolanan herkes, bu kadim hafızayı hissedebiliyor.

Ayrıca, Gazze Bienali’ne ait bir sergi de Mardin Bienali kapsamında yer alıyor. Gazze Bienali İnisiyatifi, hamamın girişindeki soyunmalıklarda sesini duyuruyor. Kızıltepe, bu yıl bienale katılan diğer önemli bir nokta olarak dikkat çekiyor; özellikle 45 yıl kapalı kalan Ateş Beyler Hamamı ile bu yıl sanatseverlerle buluşuyor. Kızıltepe’nin ilk hamamı olan bu mekan, son olarak 2007’de çağdaş sanat sergisine ev sahipliği yapmıştı.

Author: Can Aydın